kedi – Kaplan Sözlük
Çemberlitaş' ta büfede yaptırdığım ve bir köşede zıkkımlandığım rozbifli kaşarlı sandviçime ortak olan hayvan. Suratından sinsilik, mendeburluk akıyor resmen. görsel

An itibariyle oturduğum yerden beni kaldırmaya çalışıp kendisi yatmak isteyen hayvan
sokağımızın yaşayıcılarının aşağı yukarı bir yıldır beslediği bir pisik var, adı da sürtük. çok sırnaşık diye öyle koydum adını. arada görüyorum bunu sokakta, psikoz olmuş gibi bilincinde kurguladığı kuşları avlıyor. pkk'lı orospu çocukları gibi pusu kuruyor düşlediği kuşlara. bu davranışları başlarda bana da sevimli geliyordu açıkçası, seviyordum keratayı. arada okşuyor, sık sık besliyordum. mamasını suyunu eksik etmiyordum. durum şimdi de öyle, şimdi de besliyorum beslemesine yalnız son günlerde tatlı gelmekten çok sinirimi bozar oldu. durmadan ikide bir eve giriyor, kovdukça da usanmıyor sürtük.

altı üstü pisik bu nerden girsin senin evine amk diye soracak olursanız, tüttürürken sürekli yaptığım iştir, dış kapıyı açık koyarım içerisi azıcık essin de koku çıksın diye. ben ne gün tüttürmek için bu siktiğimin kapısını az aralık bıraksam ta ikinci kata çıkıp öcü gibi sessiz sessiz sızıyor içeri amk nerden anlıyorsa. ha yok, evi siktir et de bu pisik konuta nerden giriyor gibi saçma bir soru soracak olursanız onu da açıklayayım.

geçtiğimiz ay tuzbiber öncesi iyi gider diye peynirli doritosla soğuk çay almaya çıktığım gün dönüşte üst komşunun yıkanmış pazar çoraplarını kuruması için balkonun dışına astığını görünce sinirlenip, bir öfkeyle istemeden konut kapısını kapatan düzeneği kırmıştım. o üst komşunun bunu daha önceleri de birkaç kez yaptığını görmüşlüğüm vardır, bir yerde yetti artık dedim ben de. komşu dediğin biraz görgülü olur amk. assam ben de bilirim asmasını değil mi? ben kullanım sonrası hacı şakir sabunla iyice yıkadığım sarı kondomlarımı görgüsüzlük olmasın, kimsenin gözü kalmasın diye balkonun içine özenle sererken sen kondom alacak paran yok diye kullandığın çorapları dışarı asma yetkisini nereden buluyorsun kendinde amk?

bu kez onunla bu konuda oldukça kesin biçimde konuşacaktım. kullanılmış çoraplarını dışarı asmasının görgüsüzlük olduğunu, eşiyle ne sıklıkla seviştiklerini öğrenmek için çoraplarına gerek duymadığımı, gelen seslere göre çıkarttığım aylık sevişme çizelgesinin çoktandır elimde bulunduğunu belirtecek uyarıcı nitelikteki konuşmamı yapmak için basamakları çıkmaya koyulmuştum. ancak düzeneği benim kırdığım anlaşılmasın diye bu konuşmayı daha sonraya erteleyip, öfkemi içime atarak elim bağlı doğruca eve girdim. kapıyı kıran kişiyi bir bulsalar giderleri karşılatıp yaptıracaklar kapıyı, ondan dolayı bir aydır kapısız sayılırız. nedir arkadaş bu paragözlük anlamış değilim, altı üstü bir kapı amk.

evde birkaç kişi ortak kalıyoruz, babamla kardeşim ev arkadaşlığı yapıyorlar bana sağ olsunlar. ev babaannemin üstüne, ondan aylık maylık verecek sıkıntımız da yok. çok çok birkaç yıla ölüp gidecek daha da benim evim benim evim diye kendi kendine kuruluyo moruk, olsun. neyse. severim de bizimkileri ha, tek sorunumuz ağır tütün içiyorum diye beni dışlamaları. neymiş, iğrenç kokuyormuş, ölümün ta kendisi gibiymiş. ettikleri söze bak amk kan çıkartır. sanırsın kendileri gül suyu serpilmiş tütün çekiyorlar amk. ben yine uysal biriyim de aldırış etmiyorum, çözümünü bulmuşum ne de olsa. yoksa bir de bunların dırdırını mı çekicem amk. yalnız son bir aydır ben ne ara tüttürmeye kalksam bu kim bilir kimin kimi olan sürtük damlıyor içeri. karnı aç da değildir ha, sorun o değil. sorun gelmesi gitmesi sürtünmesi de değil. sorun davranışları. anlatınca siz de anlayacaksınız sıkıntının ne olduğunu.

eve ilk sızdığı gün ne de olsa evde kimse yok diye kapıyı pencereyi açmamıştım tüttürürken. sonra sinüzitimden kaynaklı olsa gerek bıyıklarımın sümük koktuğunu anlayınca ev de kokmasın diye biraz aralık koydum kapıyı. evin içerisi eserken o arada da evin boş olmasından yararlanmış, babamın sikindirik memur gömleğini ortadan iki düğmesi ilikli olacak biçimde giyip oturma odasında ismail yk'nın ibo şovdaki şekerim dans performansını sergiliyordum. performansımın doruğuna yaklaşırken birkaç kez görüş açımın kıyısında belli belirsiz bir biçimde bodur bir gölgenin karanlıkta evin geçeneğinde gezindiğini görüp deliriyorum sanmıştım amk. sonra o bodur varlığın sürtük olduğunu görünce içten içe içim bir güzel oldu o gün. haydi lan sana bi kıyak yapayım, burada yedirip içireyim dedim. koydum mamasını suyunu, bitirince ne de olsa kapı açık kendi çıkar diye odama geçip alexis texasın şimdilerde kaç yaşında olabileceğini düşündüm. bir süre sonra doğum yılını bilmediğimi anlayınca sinirlenip üst komşu barış amcanın benim yaşlarımdaki oğluna ağız dolusu söverek dış kapıyı kapattım. çevrede kimseyi göremediğime göre kimseler de duymuş olamazdı, sürtük de çoktan çıkmış olmalıydı.

sürtüğün eve ilk girişi böyleydi. buraya dek bir sorun yok. sokakta bunun bir de ediyle büdü gibi takıldığı bir arkadaşı var. bizim sokağın yaşayıcıları da ona pofuduk adını koymuşlar. bunu ilk öğrendiğimde sinirden küplere binmiştim. o ara öfkeyle kendimi tutamayıp bu adı hangi yaşlı kaltak koyduysa kimliğini bulur bulmaz yastık altını soyacağıma ant içtim. onun üzerine bir ara alt komşunun kızıyla karşılaştık kapıda, napıyosun ne var ne yok diyerek söze girdim. çenesiz anası sağ olsun kızının da kendi gibi bilmediği bir bok olamayacağını düşündüğümden konuyu ona açacaktım.

ayaküstü siktiriboktan açılış konuşmasını yaparak pek de umrumda olmayan durumunu sorduktan sonra onun da bana "sen napıyorsun" diye dönüş yapmasına olanak tanımamak için doğruca konuya girdim. i̇şin özü, yıllar önce bir daha bu kıza düşüncelerimle, duygularımla ilgili tek söz etmeyeceğim üzerine ant içmiştim. o yüzden "iyi, sen napıyorsun" gibi bir soruyla karşılık vermesine göz yumamazdım. olur da o da bana böyle bir soruyla karşılık verecek olursa, ona semiha berksoyu düşünerek otuzbir çekebilmeyi başardığım gün niçenin übermensch olarak nitelendirdiği üstün kişilerden biri olmaya yetkin olabileceğimi düşündüğümü söylemezdim. bu tür bir söylem, kişilerin benimle ilgili kötü düşüncelerinin oluşmasına, bir tür cinsel sapkınlığım olduğuna inanmalarına neden olabilirdi.

daha da önemlisi, içtiğim anttı. i̇lk otuzbirimi çektiğimde aşağı kata inip yaşadığım sevinci bu kıza anlatmıştım. o da gidip annesine söylemiş, annesi de "çocuğunuzu kızımla yan yana görmek istemiyorum" diye babamla konuşmak için kapımıza gelmişti amk. o gün babamdan yediğim dayağın üzerine bu andı içmiştim. andımı çiğnemem durumunda ankaralı yaseminin dans figürlerini öğreneceğim üzerine de bir ant içtiğimden, andımı çiğnememin bir yolu yoktu. üstelik sözü değiştirme konusunda da pek becerikli değilimdir. böyle bir huyum vardır, huyum kurusun.

o nedenle "napıyorsun ne var ne yok" sorusunu sorup yanıtını dinlemeden doğruca pisiği göstererek "bu dalyarağın adını kim koyduysa yaradılışını siktiğim elimi ısırıyor, okşayamıyorum. adını taşıyacak sanı saygınlığı yok bunun" diyip daha doğru düzgün bir konuşma başlattım. i̇çimi kemiren bu soruya da bir yanıt bulmuş olacaktım böylelikle. kız bi şaşırdı önce, biraz durdu, açık sözlülüğümü gözleriyle kutlarcasına "ece koydu" dedi. ece kim amk? diye sorunca alık alık yüzüme bakıp "ece işte" diye yanıt verdi. bu sarışın kızlar niye böyle davar oluyor amk? adın yanına "işte" ekleyince tanımamı bekliyor, kızın sanı mıdır "işte" ne bileyim ben kim bilir kimin kimidir bu ece amk. yine de annesi yeliz teyzeyi düşünerek birkaç kez bildiğim işi yaptığımı anlamasını istemediğimden ettiği sözün saçmalığını yüzüne vurmak istemedim.

bu konuyu atlayıp sözlerimi sürdürdüm. ben doğduğumdan beri bu sokaktayım, bakma evdekiler yalnızca ev arkadaşlarım. buralara yeni hatun gelseydi gözümden kaçmazdı, gidip ona yalnız kaldığında beni yatağında düşlediğini mi söyledin yoksa? diye sordum. yoksa başka türlü açıklaması olamazdı bu durumun amk. ne saçmalıyosun ağzını topla diye çıkışınca yeniden "ece kim" diyerek bu kez daha görgülü bir biçimde sorumu yineledim. yandaki enesin kardeşi ece dedi. bunu derken çıkan sesindeki gerginliğin bana karşı olan tutkusundan kaynaklandığı algılarımdan kaçamamışsa da o ara buna odaklanamadım. daha önemli bir durum söz konusuyken odaklanma sorunları yaşayabiliyorum. demek yanda oturan kanlım enes oçunun salak bacısı koymuş adını, köylüye bak sen amk. siz niye uyuyorsunuz o salağa, görmüyor musun pisiğin kendini sevdirmediğini? kaç yaşında o? diye sorunca bilmiyorum gidiyorum ben diyerek görüşürüz bile demeden uzaklaştı. "çoraplarınızı saklayamazsınız, tümünü görüyor, ne yaptığınızı iyi biliyorum" diye bağırdım arkasından. oralı olmadı. ben de enesin kaşar bacısının ad koyduğu erkek pisiği biraz okşayıp yukarı çıkayım dedim ancak o da elletmedi oç. bu aralar kim varsa almış başına bir gerginlik, bir sinir. nedir bu anlamış değilim.

neyse çıktım ben eve, bizimkiler de işteydi daha. karanlık ortamlarda çoğunlukla daha duru düşündüğümden odamdaki aydınlatmayı söktüm. geçen yaz kardeşimin odasındaki aydınlatma bozulduğunda benim odamın aydınlatmasını yürüttüğünü öğrenince o yıkanırken bir sinirle banyo kapısını kırmış, kendimle ilgili bu gerçeğin bilincine o gün varmıştım. bu olay bende kapılara karşı bir tür tahammülsüzlük yarattı. neyse, karanlıkta oturmuş, düşüncelerimde kanlım enesin evine sızma tasarısını kurguluyordum. ancak kardeşinin yastık altını yürütemezdim, daha çok gençti amk altın saklıyor olamazdı. bu ekonomide üstelik. enesle bacısı üzerine olan soygun tasarısını, içtiğim andın sınırlarını aşmayacak biçimde yeniden tasarlamak üzere daha sonraya bırakıp, ana konumuz olan sürtüğe geri döndüm. onu daha iyi anlayabilmem için önce onu bafileyen pofuduğu anlamam gerektiğinin bilincine vardım.

sürtük gibi değildir o, sürtük adı üstünde durmadan sırnaşır orasını burasını sürter eder de bu erkek olduğundan olsa gerek yüzsüzün tekidir amk. beslersin siktir git gözümün önünden der gibi bakarak götünü dönüp uzaklaşır, okşayacak olursun ısırır. sürtük en azından sokakta beni gördüğünde yanıma geliyor koşa koşa, bu piç takmaz bile. ben de çok ölüp bitiyor sayılmam kendisi için. bence bana karşı başka türden yoğun duygular besliyor olabilir, kişi ancak başka duygular beslediği birini bilerek görmezden gelir. sonra söz konusunun bir kişi değil, pisik olduğunu düşününce taşlar yerine oturmaya başlamıştı.

bu pofuduğun kimseye eyvallahı yoktur. bir tek sürtüğü sever, o da bafilediği için sanırım. bafiliyor mu bilmiyorum ancak bafiliyordur niye bafilemesin. yalnız, bafilese sanırım sürtük şimdiye dek gebe kalırdı amk bir yıldır tanıyorum sürtüğü. gerçekten lan, bu sürtük vermiyor mu kimseye yoksa amk? dıbın kurusun, sokaktaki kedilerin gereklilikleri, istekleri, türlü fantezileri yok mu? yazık değil mi amk? neyse, o erkek olan da kırık biraz, kendini diyojen sanıyor amk. bundaki bu göt de nerden geliyor anlamış değilim, ben mama vermesem nerden bulup yiyeceksin amk? ufaklığından beri ben besliyorum seni.

pofuduk bizim sokağın eski kaşarlarındandır. kendisiyle pek aramız olmasa da birbirimizi tanırız. sürtükle ilk tanıştığım günlerde bu ikilinin arasındaki yakınlıktan, bir de sürtüğün sarkan göbeğinden yola çıkarak beynimde bir olay örgüsü kurmuş, bir dedektif gibi gerçekleri gün yüzüne çıkararak sürtüğün gebe olabileceği sonucuna varmıştım. sürtüğü daha tanımıyorken kesin bu oç pofuduk bafilemiştir diye düşündüğümden el kızı sayılmaz diyerek mama konusunda ayrıcalık tanıyordum. o günlerde bizimkinin adı pofuduk değildi de neyse işte. oysa dönerci pisiği gibi yağları sarkıyomuş bunun amk. topumuzu aldatmış sürtük. kandırılmışlık seziyordum. düpedüz aldatılmıştım. o gün ilerde neler yapabileceğini öngörebilmeliydim.

kendisi ne denli adına yaraşır davransa da bence pofuduğa siktirmiyordu kendini. doğrusu, işin içinde başka bir iş de olabilir, bütün bu sırnaşıklık yalnız bana özgü de olabilir. bana yanaşmak için pofuduğu bir açar olarak da kullanıyor olması olası. özenli olup gözümü dört açmam, kendimi kollamam gerekiyor. en başta da şimdi için geçerli bu. beni tatlı sürtüklüğüyle etkileyerek evime girdikten sonra saklanıp, ilk bulduğu olanakta geceleyin gardımı indirmiş uyurken kaplan tırnaklarıyla alt etmeyi düşünüyor olabilir.

beni ortadan kaldırmak gibi bir amacı yoksa bile enes oçunun tasarladığı kedi görünümlü bir yaratık, bir tür köstebek araç da olabilir. artık gelişmişlik aldı başını yürüdü, neler neler yapılıyor, şaşırmamak gerek böyle işlere. bunların tümü olasılıklar içerisinde, en başta da enes oçunun içinde olduğu. ben tanırım enesi, üç ay önce abisini ayartıp evlerine gittiğimde annesinin don sütyen takımlarından pembe olanını yürüttüğümü öğrenmişse yapmayacağı iş yoktur. benim de olmazdı da ordan biliyorum. yoksa niye zırt bırt bu sürtük eve dadansın, gizlice içeri girip ortalıkta dolaşsın, başında durmadığımda gidip kuytu bir yerlere saklansın amk? i̇şler düşündüğüm gibiyse bu sürtük, enes oçunun gönderdiği bir yok edici olabilir. tüm bunlar sürtüğün niçin gerçekte var olmayan olgularla etkileşim içinde olduğunu da açıklayabilir. bunu biraz daha düşünmeli, bu sürede de kendi güvenliğimi sağlama almalıyım.

kedigiller familyasının küçük kediler grubundan sokak kedileri, bir evcil hayvan türüdür. tıpkı köpekler gibi insanın evrime müdahalesi sonucu ortaya çıkmışlardır, vahşi doğada hayatta kalma şansı düşüktür.

köpekler homosapienlerin en büyük avantajlarından biriydi, ancak kedilerin insanlara teknik olarak hiçbir faydası olmadığı halde insanlar tarafından sahiplenildiler, yetiştirildiler.

bu durum insanın neden duygusal ve bilişsel açıdan en karmaşık yaratık olduğunu açıklıyor gibi.