bak ben bunu çok düşündüm he.
zamanında ülkenin stratejik öneme sahip bir devlet kurumunda orta seviye lider pozisyonundaydım. sonra saçma salak mevzulardan atıldık, fetöcü metöcü değilim fetöcü diyeni sikerim, hukuki gerekçeleri geçersek özünde içki içtiğim için amirlerimle geçinemedik. davam devam ediyor, her neyse siktir edin.
göreve başlamadan, daha eğitimdeyken bir gün eski sevgilime yazdım. ulan aradan biraz zaman geçti geldi o bana yazdı, tekrar konuşmaya başladık cart curt her neyse. bu arada kendisi hafif toplu, sıradan bir bölüm mezunu, götü kurtarsa kurtarsa kpss ile kurtarabilecek birisiydi. polis olacağım diyordu, akademisyen olacağım diyordu da, ne kilo verecek ne ders çalışacak göt yoktu. bi kaşarlığını kahpeliğini görmedim Allah var, kendi halinde bir ailenin kendi halinde bir kızıydı, bana hiç "aşkım kankalarımlayım şarjım bitiyor ben sana yazıcam" ayağı çekmedi. neyse
eğitim bitti, göreve başlamadan önce nişan yaptık. rahmetlik pederle anneannem çok uyarıyordu beni bak bu kızdan adam olmaz, bu kızla gelecek kurulmaz, bu kız bi meslek sahibi olamaz, tek maaşla geçinemezsiniz boşanırsınız, iki sikersin sonra sen de bıkarsın diye.
ben göreve başladım. göreve başladıktan sonra amirlerle sürtüşmeler başladı, bana disiplin cezaları yağdı, disiplin cezası yağdıkça idare mahkemelerine davalar açıldı, davalar açılınca aynı amirlerle görev yapmak üzere görev yerim değiştirildi falan filan, klasik mobbing dalgaları.
sıkıntılı bir yerde sıkıntılı bir görev yapıyoruz, üstüne üstlük sıkıntılı insanlarla çalışıyoruz. ister istemez kafa gidiyor, psikoloji gidiyor, insanın eli gözü silaha gidiyor, gözü kararıyor. bir yandan da anneannem bu kıza çöküyor kızı benden ayırmaya çalışıyor, anneannemden küsküyü yiyen kız da geliyor bana çöküyor dırdır başlıyor. şimdi düşünüyorum da iyi birini vurmamışım, iyi intihar etmemişim.
neyse şudur budur kız artık anneannemin baskısına dayanamadı benden ayrıldı. zaten ondan ayrıldıktan 4 ay sonra ihraç edildik, ihraçtan 2 hafta sonra pederin beyin metastazlı kanser olduğunu öğrendik, ameliyatıydı onkolojik tedavi süreciydi yarrağıydı küreğiydi ihraçtan 8 ay sonra da pederi kaybettik, pederi kaybettikten sonra da rahat 8 ay kendimize gelemedik, hala da kendimizde değiliz de, neyse. anlayacağınız uzunca bir süre vay amq nişanlımdan ayrıldım deme gibi bir lüksüm olmadı. sonradan duyduğuma göre de nişanlanmış zaten başka birisiyle.
geçenlerde bir arkadaşım yanıma geldi. bu ibneyi de üç aşağı beş yukarı benle aynı hukuki gerekçelerle görevden ayırmışlardı, ama mahkemeler arası yorum farkı sebebiyle bu ibne döndü, benim dava hala devam ediyor. sabaha kadar içtik ibneyle, gece 2-3 gibi kafayı kurtardık kızın evinin önüne gittik. çevreye az buçuk bir rahatsızlık verdik ama ne kendimizi etiket ettik ne kızı.
olaydan sonra düşündüm. ulan dedim nişanlı kızın evinin önüne gecenin ikisinde dayanmak racona uyar mı. bu benim yapacağım iş miydi. arkadaşa da kızdım hatta, ne işimiz vardı lan diye, yaşandı bitti saygısızca siktiret dedi. daha sonra düşünmeye başladım. kız bir gün bana "mermilerle adımı yaz da fotoğraf at" demişti. dedim, "sen benim statümün farkında mısın? sence .... statüsündeki birisine böyle bir teklifte bulunulur mu?" "ben .... mıyım da mermilerle ismini yazayım sana atayım, sen de reklam yap." ...lı kısmı belli statülerde olan arkadaşlarımın kalbini kırmamak maksadıyla yazmıyorum ancak bu teklif ona olan bakış açımı ciddi anlamda etkilemiş ve kültür-görgü seviyesini sorgulamama yol açmıştı.
sonra rahmetlik pederle anneannemin lafları aklıma geldi. kızı sürekli hadi kpss çalış, hadi ales çalış, hadi diyete gir bak ben de giricem falan gazlamaya çalışıyordum. bir gün uysa, ikinci gün yan çiziyordu.
daha sonra da nişanlanma ve evlilik konusunda yaptığı baskıları hatırladım. hepsini bir araya getirdim. dedim ki yok, bu kızın derdi evlenmekmiş. ben olmasam illaki başkasını bulup evlenecekti. e buldu benim gibisini, kaçırır mı amk. Allahtan pederle anneannem kıza çökmüşler, yoksa ben yarrağı hamuduyla yemiştim. Allah pederden razı olsun, kabri nurla dolsun.
bi şükür ettim böyle düşündüğümde önce, sonra pedere üç kulhü bir elham gönderdim. sonra da dedim ki kendime, lan dalyarak 26. yaşın kapıda. göreve dönersin, dönersin de döndüğünde bi 30 32 yaşında olursun rahat. (yargı sistemi ağır işliyor maalesef, bilhassa idari yargıda) 30 32den sonra ne aşkı amk. hayatını sikecekler zaten anadolu yüzü göremeyeceksin, bırak anadoluyu dağdan köye inip iki insan yüzü görürsen şükret. görücü usulünü düşünmeye başladım. görücü usulü derken öyle karıyı gerdekte görmelik değil tabi. eşe dosta haber salıp işte memur, eli yüzü düzgün birisiyle oturup tanışıp huyunu suyunu öğrenip kızı çözüp duruma göre bakmak. he seversin ileride, ona eyvallah, orası ayrı.
bahacaaz sonuca...
zamanında ülkenin stratejik öneme sahip bir devlet kurumunda orta seviye lider pozisyonundaydım. sonra saçma salak mevzulardan atıldık, fetöcü metöcü değilim fetöcü diyeni sikerim, hukuki gerekçeleri geçersek özünde içki içtiğim için amirlerimle geçinemedik. davam devam ediyor, her neyse siktir edin.
göreve başlamadan, daha eğitimdeyken bir gün eski sevgilime yazdım. ulan aradan biraz zaman geçti geldi o bana yazdı, tekrar konuşmaya başladık cart curt her neyse. bu arada kendisi hafif toplu, sıradan bir bölüm mezunu, götü kurtarsa kurtarsa kpss ile kurtarabilecek birisiydi. polis olacağım diyordu, akademisyen olacağım diyordu da, ne kilo verecek ne ders çalışacak göt yoktu. bi kaşarlığını kahpeliğini görmedim Allah var, kendi halinde bir ailenin kendi halinde bir kızıydı, bana hiç "aşkım kankalarımlayım şarjım bitiyor ben sana yazıcam" ayağı çekmedi. neyse
eğitim bitti, göreve başlamadan önce nişan yaptık. rahmetlik pederle anneannem çok uyarıyordu beni bak bu kızdan adam olmaz, bu kızla gelecek kurulmaz, bu kız bi meslek sahibi olamaz, tek maaşla geçinemezsiniz boşanırsınız, iki sikersin sonra sen de bıkarsın diye.
ben göreve başladım. göreve başladıktan sonra amirlerle sürtüşmeler başladı, bana disiplin cezaları yağdı, disiplin cezası yağdıkça idare mahkemelerine davalar açıldı, davalar açılınca aynı amirlerle görev yapmak üzere görev yerim değiştirildi falan filan, klasik mobbing dalgaları.
sıkıntılı bir yerde sıkıntılı bir görev yapıyoruz, üstüne üstlük sıkıntılı insanlarla çalışıyoruz. ister istemez kafa gidiyor, psikoloji gidiyor, insanın eli gözü silaha gidiyor, gözü kararıyor. bir yandan da anneannem bu kıza çöküyor kızı benden ayırmaya çalışıyor, anneannemden küsküyü yiyen kız da geliyor bana çöküyor dırdır başlıyor. şimdi düşünüyorum da iyi birini vurmamışım, iyi intihar etmemişim.
neyse şudur budur kız artık anneannemin baskısına dayanamadı benden ayrıldı. zaten ondan ayrıldıktan 4 ay sonra ihraç edildik, ihraçtan 2 hafta sonra pederin beyin metastazlı kanser olduğunu öğrendik, ameliyatıydı onkolojik tedavi süreciydi yarrağıydı küreğiydi ihraçtan 8 ay sonra da pederi kaybettik, pederi kaybettikten sonra da rahat 8 ay kendimize gelemedik, hala da kendimizde değiliz de, neyse. anlayacağınız uzunca bir süre vay amq nişanlımdan ayrıldım deme gibi bir lüksüm olmadı. sonradan duyduğuma göre de nişanlanmış zaten başka birisiyle.
geçenlerde bir arkadaşım yanıma geldi. bu ibneyi de üç aşağı beş yukarı benle aynı hukuki gerekçelerle görevden ayırmışlardı, ama mahkemeler arası yorum farkı sebebiyle bu ibne döndü, benim dava hala devam ediyor. sabaha kadar içtik ibneyle, gece 2-3 gibi kafayı kurtardık kızın evinin önüne gittik. çevreye az buçuk bir rahatsızlık verdik ama ne kendimizi etiket ettik ne kızı.
olaydan sonra düşündüm. ulan dedim nişanlı kızın evinin önüne gecenin ikisinde dayanmak racona uyar mı. bu benim yapacağım iş miydi. arkadaşa da kızdım hatta, ne işimiz vardı lan diye, yaşandı bitti saygısızca siktiret dedi. daha sonra düşünmeye başladım. kız bir gün bana "mermilerle adımı yaz da fotoğraf at" demişti. dedim, "sen benim statümün farkında mısın? sence .... statüsündeki birisine böyle bir teklifte bulunulur mu?" "ben .... mıyım da mermilerle ismini yazayım sana atayım, sen de reklam yap." ...lı kısmı belli statülerde olan arkadaşlarımın kalbini kırmamak maksadıyla yazmıyorum ancak bu teklif ona olan bakış açımı ciddi anlamda etkilemiş ve kültür-görgü seviyesini sorgulamama yol açmıştı.
sonra rahmetlik pederle anneannemin lafları aklıma geldi. kızı sürekli hadi kpss çalış, hadi ales çalış, hadi diyete gir bak ben de giricem falan gazlamaya çalışıyordum. bir gün uysa, ikinci gün yan çiziyordu.
daha sonra da nişanlanma ve evlilik konusunda yaptığı baskıları hatırladım. hepsini bir araya getirdim. dedim ki yok, bu kızın derdi evlenmekmiş. ben olmasam illaki başkasını bulup evlenecekti. e buldu benim gibisini, kaçırır mı amk. Allahtan pederle anneannem kıza çökmüşler, yoksa ben yarrağı hamuduyla yemiştim. Allah pederden razı olsun, kabri nurla dolsun.
bi şükür ettim böyle düşündüğümde önce, sonra pedere üç kulhü bir elham gönderdim. sonra da dedim ki kendime, lan dalyarak 26. yaşın kapıda. göreve dönersin, dönersin de döndüğünde bi 30 32 yaşında olursun rahat. (yargı sistemi ağır işliyor maalesef, bilhassa idari yargıda) 30 32den sonra ne aşkı amk. hayatını sikecekler zaten anadolu yüzü göremeyeceksin, bırak anadoluyu dağdan köye inip iki insan yüzü görürsen şükret. görücü usulünü düşünmeye başladım. görücü usulü derken öyle karıyı gerdekte görmelik değil tabi. eşe dosta haber salıp işte memur, eli yüzü düzgün birisiyle oturup tanışıp huyunu suyunu öğrenip kızı çözüp duruma göre bakmak. he seversin ileride, ona eyvallah, orası ayrı.
bahacaaz sonuca...