tırrum tırrum tırrum, trak tiki tak tak.
makineleşmek istiyorum.
Lastik hava kaçırıyor.
Derdine deva bulmazsak eğer…
Dur bakalım Babacafer…
Üç numrolu kamyonet durdu.
Karanlık.
Kriko.
Pompa.
Eller.
Küfreden ve küfrettiğine kızan elleri
lastikte ve ihtiyar tekerlekte dolaşırken
Ahmet hatırladı :
bir gece nüzüllü babaannesini
sedirden sedire taşırken
kadıncağız…
Sen Süleymaniyelisin oğlum Ahmet,
sana tek başına verilmiştir üç numrolu kanyonet.
Hem, hani bir koyun varmış,
kendi bacağından asılan bir koyun.
Süleymaniyeli şoför Ahmet
soyun…
Soyundu.
Ceket, külot, pantol, don, gömlek ve kalpak
ve kırmızı kuşak,
Ahmet’i postallarının üstünde çırılçıplak
bırakarak
dış lastiğin içine girdiler,
şişirdiler.
Bu şarkı nihaventtir.
Deniz kıyısında bir şehir…
Beyaz başörtüsü…
Saatta elli yapıyoruz…
Dayan ömrümün törpüsü,
dayan da dağlar anadan doğma görsün şoför Ahmet’i,
dayan arslan…
Hiçbir zaman
böyle merhametli bir ümitle sevmedi
hiçbir insan
hiçbir aleti…
Aklıma işçisin sen şarkısını açıp sigara içerek uzaklara dalan 65 yaşındaki arkadaşım geldi