kumarbaz – Kaplan Sözlük
Dostoyevski’nin profesyonel mesleğidir.
Kumar oynayabilmek için kitap yazıp satmaya çalışmıştır.

bir süre sonra kaybettiği zaman daha çok dopamin salgılamaya başlar, bir çeşit savunma mekanizması.
Ahmet o zamanlar büyük bir depresyon içindeydi. İşten eve gelir gelmez viskisine sarıldı. Derin düşüncelere daldı. Asansördeyken gördüğü ufak boylu ve biraz da çelimsiz adamı en kısa ve en basit yoldan nasıl öldürebileceğini sonrasında da ne kadar uzağa kaçıp ne kadar geç yakalanacağını kestirmeye çalışıyordu. Kendini bildi bileli ara ara hep böyle hayaller kurardı. Aslında kendisinin şiddete merakı yoktu; kendisi kaçmaya meraklıydı, kaçabilmişti de. Fakat kaçmak onu kurtarmamıştı. Ahmet bunu 30 yaşına girdikten sonra anladı. Bu arzuya sebebi olan günahı neydi, hangi yasak elmayı yediğini kendi de bilmiyordu ya da en azından artık hatırlamıyordu bile. Eğer öyle bir şey varsa bile artık araç çoktan amaç olmuştu. Dalından kopmuş bir yaprak rüzgarda kararıp un ufak olana kadar ne kadar sürüklenebilir?

Ahmet o gün hiç daha doğamadan düşmüş olan kardeşini düşündü. Kendisi de bir düşük tehlikesi atlatmıştı anne karnındayken. Annesi hamileyken manavda üzümlere uzanırken düşmüştü ve daha anne karnındayken yaşamı tehlikeye girmişti fakat hayat ona gülümsemiş ve hayatta kalmıştı. Memnun değildi yaşadığı hayattan Ahmet. Belki de kardeşiyle yer değiştirse kardeşi hayatta daha mutlu ve başarılı olabilirdi. Böylelikle belki de kendisi bu dejenere hayatı daha bilinç bile kazanmadan yaşamak zorunda olmazdı. Hayat neredeyse hiç bir şey değişmeden aynı şekilde devam edebilirdi.

Ölmüş babasını düşündü Ahmet. Babası onun için yol göstericiydi. Hayatta ilerlemesini sağlayan temel motivatör. Babasını da kaybedince tamamen yozlaşmıştı. Belki kardeşi için bu böyle olmazdı. Daha ‘layık’ bir evlat olabilirdi belki. Babasına kızgındı Ahmet, onu çok seviyor ama aynı zamanda da öfkeliydi de. Affedemiyor ve de sindiremiyordu bir türlü bazı şeyleri. Her ne olursa olsun babasının yanlışlarının farkına varabiliyordu. İlgisizdi aslında biraz babası. Bir insan yetiştirmiyordu bir insana kendi isteklerini dayatıyordu. Olmadığı bir insana zorlanan Ahmet buna büyük bir direnç göstererek büyüdü ve artık hemen hemen her şeyi kişisel olarak algılayıp öyle savunmaya geçiyordu. Bu onun karakterinin bir parçası olmuştu fakat bir o kadarda babasına çok büyük bir saygı ile bağlıydı. Belki kardeşi bununla bile daha iyi bir şekilde baş ederdi. Bu tür hayaller Ahmet’i rahatlatmasa bile en azından onun için zamanın geçmesine yardımcı oluyordu. Hayal gücü hep genişti zaten. Bu yaşta dahi gece başını yastığa koyduğunda sık sık içinde mutlu olabildiği değişik hayaller kurardı.

Kendisinin hiç olmadığı bir dünyada kardeşine ait ama kendisine kıyasla kardeşinin çok mutlu olduğu bir dünya hayali kurdu o gün Ahmet. Hem de yatağa bile girmeden, neredeyse bütün gün boyunca. Kendisini yaşamdan soyutlamak, hiç yoktansa bunu hayal etmek onun acısını dindirmeye yardımcı oluyordu. Yediği yasak elmadan sonra tutunmayı bıraktığı son incir yaprağı bu oldu. Çok yakın zaman içinde hayatında önem arz eden bir çok insanın kalbini kırdığını ve hayatından çıkardığını farketti. Bunu kimine yalan söyledikten kimine gerçekleri söyledikten sonra yapmıştı. Hayatından çıkardıktanlarından biri +7 yıldan daha fazla yıldır tanıdığı biriydi hatta. Artık iyi bir insan olmadığını biliyordu. Hepsini bilerek ve isteyerek yapmıştı. Insanları kırmak konusunda özel bir yeteneğinin olduğunun uzun süredir farkındaydı.

Ahmet ayağa kalktı evinin derecesini yükseltti ama üşümemişti.Müzik dinlemek istedi pyotr ilyich tchaikovsky’den kuğ gölü balesini açtı. Yemek masasının üzerine rusça anadilinden fyodor mikhailovich dostoevsky’nin igrok romanını koydu. Rusçası o kadar iyi değildi bile. Viskisini tekrar yudumladıktan sonra bir çekmeceden jilet çıkardı. Yemek masasına oturdu. ‘…Kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz ki Allah, size karşı merhametlidir.’ Ayetini tekrarladıktan sonra hiç düşünmeden sol bileğine bir kesik attı. Nereden öğrenmişti hatırlamıyordu fakat bir yerde birisi nasıl intihar ederse kıyamete kadar sürekli aynı şekilde tekrar tekrar ölür diye biliyordu. Ahmet toktu. Etrafı sıcaktı. Hoşlandığı bir müzik çalıyordu. Bütçesine göre kaliteli bir viski içiyordu. Henüz anlamasa da anlayabilmesi için çokça vakit isteyeceği bir kitap vardı. İgrok kelimesinin igrat fiilinden türetilmiş olabilleceğini düşünüyordu çoktan bilen bile. Kitabı açtı anlamasa da okumaya devam etti.

Susuz hissediyordu ama umursamıyordu. Ahmet’in ne bu hayata bir ilgisi vardı ne de cennet hayatına. Henüz görmediği ya da erişmediği bir şeyi kaybetmek onu çok rahatsız etmiyordu fakat içten içe cehennemden korkuyordu. Onun haricinde ölümden korkmuyordu. Hatta ve hatta her ne kadar inançlı olsa da cennetten daha çok öldükten sonra yok olup gitmeyi istiyordu. Tanrı fikriyle bir alıp veremediği vardı belli ki. Ahmet bu kurduğu mizansene kendi de inanmıyordu. homo ludens dedi Ahmet. Ona göre Tanrı zar atardı. Eğer Tanrıyla kumar oynama ahmaklığını gösterirsen o da seninle kumar oynar ve kaybederdin. Muhtemelen bu yaptığıyla gittiği yerde ekstra cereme çekicekti. Önünde kitap açıktı ve kelimelerin büyük çoğunluğunu anlamadan okuyordu fakat hala kardeşiyle alakalı güzel hayale devam ediyordu zihni. Ne kadar iyi bir evlat, eş ve iş arkadaşını olabileceğini düşünüyordu. Bu hayale tam manasıyla dalmışken Bir an da gözlerini kitabın sayfalarından alıp etrafındaki her şeye hızlıca baktı ve ne yaptığının tekrardan farkına vardı. Ahmet yaptığı herşeyin farkındaydı. Odağı gerçeğin üzerindeydi artık. Babası öldükten sonra babaannesinin yakarışları beynine kazanmıştı. Güçlü hayal gücüyle bir yapay zeka gibi aynı yakarışın annesi tarafından yapıldığını hayal etti. Bunun artık bir önemi yok diye düşündü. Eğer Tanrı yoksa birazdan hiç bir şeyin önemi onun için kalmayacaktı eğer var ise bunlardan daha da önemli bir derdi olacaktı muhtemelen.

Oturduğu yerde kol kaslarında bir yorgunluk hissetti. Kendi kanına dönüp bakmak istemiyordu. İçinin gideceğini biliyordu. Başta avucunun içinde hissettiği o sıcaklık bir maladaptivite gibi gözükse de kısa süre içinde bu sıcaklığı artık ilk baştaki gibi hissetmiyordu. Tatlı hayallere tekrar dalmak isterken aklına kendi hayatı geliyordu nedense. Kısa bir süre kimseye bahsetmediği sırları geçti aklından sonra çocukken düşüncelerinin okunabileceği korkusu geldi aklına. Sahi çocukken bundan korkardı. En utandığı hayalleri insan içinde kurmaktan çekinirdi. Artık her şey farklıydı. Geçmişine dönüp baktığında sanki başka bir insanın hatıralarına sahip gibi hissediyordu. O anılara hasret ya da nostalji duyamayacak kadar yabancılaşmıştı. Öyleyse neden kaçıyordu? Neydi bu yediği yasak elma?

Artık bunları düşünmek için çok geçti. Okuyup, anlamadığı sayfayı geçti. Tekrardan kitabına odaklanmaya çalıştı. Okudu, okudu ve okudu.