bir banka müdüresiymiş. ama dolandırıcılık iddiaları ile haberlerde görüyorum son günlerde.
dizisi yapılmalı ki misirci babanın asıl yorumunu görelim
Galatasaray tribünleri için yeni slogan önerim şöyledir:
Rerere
Rarara
Seçil nerde,
Bizim para?
Rerere
Rarara
Seçil nerde,
Bizim para?
tek başına günah keçisi yapılan kadın.
Futbolcu camiada ne birikim varmış böyle ama akılsız ve aç gözlülermiş.
Olayın örüntüsünden anlaşıldığı kadarıyla Birilerini örtbas etmek için feda edilmiş meslektaşımdır. Mesleki Tecrübesizliğinin ve basiretsizliginin kurbanıdır.
Medyaya düşmeyen benzerleri çok sayıda olan, tipik borsacıdır. Bankacı değildir. Bankada çalışan borsacıdır.
Bizim milletimizde, güvendikleri borsacıya çantayla para teslim etmeye kadar giden tuhaf davranışlar vardır. Şahsen bu teklifleri defalarca aldığım halde, reddetmiştim. Bilakis, işlerimde aşırı yasal önlemler alarak ilerlediğim için, asla yasal olarak sıkıntı çekmedim.
Türkiye'de, banka ya da borsa şirketlerinin yöneticileri, genellikle, işi kitabına uyduran ve ahlaki değerleri düşük olan kişilerdir. Personel de böyledir. Çünkü, ahlaki değerleri düşük olmayan personeli, bu yöneticiler kurumlarda tutmazlar.
Yöneticiler, eğer para akıyorsa, yanlış işlere göz yumarlar. Bunun sebepleri şunlardır;
1) Resmen yazışma ya da kayıt olmadan, ya da kendisine resmen bağlanmayan bir işi, yarın bilmediğini iddia edebilir ve yırtar. Çünkü, delil yoktur. Bir yandan da, para akışının kendi performansına olan katkısının keyfini sürer.
2) Kuruma yüklü yatırım çeken her personel, yöneticinin koltuğuna tehdittir. Dolayısıyla, bazen personel bilmeden yasal sınırların dışına çıksa dahi, onu uyarmaz. Çoğu zaman, personel çok şişerse, yönetici kendisi denetime şikayet eder ve personel yollanır. Müşterisine de çökülür.
3) Yüklü para akıtan müşterilere, kendileri illegal tarafta bir personel ile iş yapıyorlarsa bile, legal bir sürü ürün satılır. Mevduat faizi olsun, kredi olsun, kartlar olsun, sigorta ya da fonlar olsun; her müşteri, geniş bir pazardır. İllegal müşteri ise, yüklü serveti sebebiyle, en ballı pazardır.
Özetle, bankacı/borsacı tipler, % 95 dürüst falan değillerdir. Kendinizi onlardan ve onların yöneticilerinden de korumanız gerekir. Siz, müşterisiniz. Onlar da satıcı. Ve sizin değil, kendi çıkarlarına çalışırlar. Bir şekilde kendi kıçları tehlikeye girerse, sizi çiğ çiğ yemeye kalkarlar. Dolayısıyla, bunlarla dost olunmaz.
Seçil Erzan da, muhtemelen yasa dışı fon yönetimi yapıyordu. Önce işler iyi gitti. Sonra da, iyi gitmedi, para kaybetmeye başladı ama, müşteriye kesin getiri vaadettiği için, para ödemeye devam etmeye kalktı. İş ponziye dönüştü ve bir noktada da patladı elbette. En baştan mı, yoksa kurtulmak için mi borsa gruplarına bulaştı, o bilinmiyor. Baştansa, Seçil hiç dürüst birisi değil demektir. Fakat, kesin getiri vaadi de, zaten dürüst olmamakla alakalıdır. (Bana gelen müşterilerin % 80'i vazgeçer. Çünkü, kesin getiri sorarlar. Ben de onlara öyle bir şey olmadığını söylerim. Risk bilmeyen müşteri ile çalışılmaz. Temel kuraldır.)
Bizim milletimizde, güvendikleri borsacıya çantayla para teslim etmeye kadar giden tuhaf davranışlar vardır. Şahsen bu teklifleri defalarca aldığım halde, reddetmiştim. Bilakis, işlerimde aşırı yasal önlemler alarak ilerlediğim için, asla yasal olarak sıkıntı çekmedim.
Türkiye'de, banka ya da borsa şirketlerinin yöneticileri, genellikle, işi kitabına uyduran ve ahlaki değerleri düşük olan kişilerdir. Personel de böyledir. Çünkü, ahlaki değerleri düşük olmayan personeli, bu yöneticiler kurumlarda tutmazlar.
Yöneticiler, eğer para akıyorsa, yanlış işlere göz yumarlar. Bunun sebepleri şunlardır;
1) Resmen yazışma ya da kayıt olmadan, ya da kendisine resmen bağlanmayan bir işi, yarın bilmediğini iddia edebilir ve yırtar. Çünkü, delil yoktur. Bir yandan da, para akışının kendi performansına olan katkısının keyfini sürer.
2) Kuruma yüklü yatırım çeken her personel, yöneticinin koltuğuna tehdittir. Dolayısıyla, bazen personel bilmeden yasal sınırların dışına çıksa dahi, onu uyarmaz. Çoğu zaman, personel çok şişerse, yönetici kendisi denetime şikayet eder ve personel yollanır. Müşterisine de çökülür.
3) Yüklü para akıtan müşterilere, kendileri illegal tarafta bir personel ile iş yapıyorlarsa bile, legal bir sürü ürün satılır. Mevduat faizi olsun, kredi olsun, kartlar olsun, sigorta ya da fonlar olsun; her müşteri, geniş bir pazardır. İllegal müşteri ise, yüklü serveti sebebiyle, en ballı pazardır.
Özetle, bankacı/borsacı tipler, % 95 dürüst falan değillerdir. Kendinizi onlardan ve onların yöneticilerinden de korumanız gerekir. Siz, müşterisiniz. Onlar da satıcı. Ve sizin değil, kendi çıkarlarına çalışırlar. Bir şekilde kendi kıçları tehlikeye girerse, sizi çiğ çiğ yemeye kalkarlar. Dolayısıyla, bunlarla dost olunmaz.
Seçil Erzan da, muhtemelen yasa dışı fon yönetimi yapıyordu. Önce işler iyi gitti. Sonra da, iyi gitmedi, para kaybetmeye başladı ama, müşteriye kesin getiri vaadettiği için, para ödemeye devam etmeye kalktı. İş ponziye dönüştü ve bir noktada da patladı elbette. En baştan mı, yoksa kurtulmak için mi borsa gruplarına bulaştı, o bilinmiyor. Baştansa, Seçil hiç dürüst birisi değil demektir. Fakat, kesin getiri vaadi de, zaten dürüst olmamakla alakalıdır. (Bana gelen müşterilerin % 80'i vazgeçer. Çünkü, kesin getiri sorarlar. Ben de onlara öyle bir şey olmadığını söylerim. Risk bilmeyen müşteri ile çalışılmaz. Temel kuraldır.)