Ya beni etkilemek gibi bir derdi yoktu ya da beğenilmeye çok alışkındı.
Ya da hayattan payını almış misali bir boşvermişlikle yaşıyordu.
erkek sever, kadın seçer. arif'in de yaşadığı tam olarak buydu. tutku duyduğu müzeyyen tarafından bir anda terk edildi, gerçi hiç sevilmedi ki. her anını, her detayını tek tek hafızasına kazıdığı kadın, yaşanması gerekiyordu ve yaşandı, gereken katkımı sana sağladım ve benden bu kadar dercesine uzaklaştı.
izlemedim ama sosyal medyadaki giflerden, yorumlardan anladığım kadarıyla bir "ıssız kadın" filmi
Yumi kendi halinde iyi bir insanken nasıl bir alaagavat oldu ? Cinsel dürtülerini dizginleyemeyen yumi, uyuşturucu sarmalına girmiş bağımlı gibi bir orospunun sikilmiş amının esiri oldu.
filmi sessiz sakin ve güzeldi, son sahnesi de cok yakışmıştı bence
“bir şeyin kalbini kırması için illa yanlış olması gerekmez ki.”
herkesin hayatından bir müzeyyen geçmiştir herhalde. kendi doğrularıyla kalbimizi kıran. neden gittiği belli olmayan, öyle kafasına göre çekip giden. fakat müzeyyen, bencilsin işte.
“aynadaki kadın benim zıttım. ben ne kadar ev haliysem o, o kadar sokak. ben sokulgan isem, o başını alıp giden. ben gündüzüm, o gece... çapkın, güçlü, özgür."
erdal beşikçioğlu ve sezin akbaşoğulları'nın başrolünde oynadığı film.