Balkon Hikayeleri - ı
Gecenin ayazında balkonda oturuyorum. Yağmur çiseliyor. Havanın soğukluğu yüzümü ısırıyor. Elimde sigara sönüyor. Hep garibime gitmiştir, sönmek aslında yanmak eyleminin zıttı olmamalı, devamı olmalı diye. Elinde bitiyor ama elde bıraktığı sıcaklığı kadar kafada bıraktığı düşünceleri de devam ediyor işte. Ne diye sönüyor derler ki ...
35 sene önce kime burada lüks site yapacaklarını söyleselerdi muhtemelen "hassiktir lan" cevabını alırlardı. Elimde parliament sigara (kör bıçkıyla kesseler başkasını ağzıma sürmem), bir nefes, derken bir nefes daha.. Bilmem kaç kilometre karşımda bir dönem himaye görmüş müteahhitlerden birinin süper lüks konutlarını seyrediyorum. Bir zamanlar sektörde olduğumuz için herifçioğlunun cemaziyel evvelini biliyorum. Hatta çok yıllar önceki halini hatırlıyorum. Elinden tutup ne de çabuk ihya etmişlerdi. Hayat işte. Kimini çıkan asansöre bindirirler kimini de inen asansöre. Asansöre bindirenlerin de kim olduklarını biliyorum. Ancak konuşmanın bir anlamı yok. Çünkü faydası yok. Çok da sikimdeydi zahir ...
İkinci sigarayı yakıyorum. İlkinin sıcaklığı ve kokusu halâ elimde. Sigara yanmaya devam ederken aklıma sorular geliyor. Cevabını bilmezden geldiğim sorular. Bir nefes, bir nefes daha. Zihnimi meşgul eden soru zarfları. Ancak bir tanesi hep lanetli: "Neden ?" Bir sigara daha; bu sefer lüzumsuz insanlar girmeye başlıyor zihnime. Hepsinin elinde bir çekiç. Durmadan zihnime vuruyorlar. Amaçları ne ? Sessizce haykırıyorum: "Hepiniz çamursunuz"
Hepimiz çamuruz aslında. Toprağa girince cesetlerimiz solucanları, böcekleri doyuracak. Bir nefes daha. Soruyorlar, neden insanlara tahammülüm yokmuş, neden hakaret ediyormuşum diye. Hâl bu ki, Efendi efendi yaşamaya çalışmaktan başka gayem de yoktu benim. dessas da olmadım. Beni kışkırtan insanların ikiyüzlülüğü idi. ortalık şerefsiz dolu olunca sessizce isyan ettim. ve kendime göre adaleti sağlamaya çalıştım. Bunu yaparken bile hep kendime sordum: Bu yaptığın kibirlilik değil mi ? Kendini tanrı yerine koymak değil mi ? Sigaram bitiyordu.
Biraz mürekkep yalayan insancıkların efendilik taslamaya çalıştığı ama gırtlak gırtlağa geldiği bir kör döğüşü işte bu iğrençliğin kaynağı. Hep o çokbilmişlik, hep o kibir. Hep o gurur. Yetersiz, çapsız insanların son sığınağı o kahrolası gurur. Son bir nefes daha. Aklımda hep o ayet: "Hâl böyleyken nereye gidiyorsunuz ?" Sahi, gidişat nereye ?
Gecenin ayazında balkonda oturuyorum. Yağmur çiseliyor. Havanın soğukluğu yüzümü ısırıyor. Elimde sigara sönüyor. Hep garibime gitmiştir, sönmek aslında yanmak eyleminin zıttı olmamalı, devamı olmalı diye. Elinde bitiyor ama elde bıraktığı sıcaklığı kadar kafada bıraktığı düşünceleri de devam ediyor işte. Ne diye sönüyor derler ki ...
35 sene önce kime burada lüks site yapacaklarını söyleselerdi muhtemelen "hassiktir lan" cevabını alırlardı. Elimde parliament sigara (kör bıçkıyla kesseler başkasını ağzıma sürmem), bir nefes, derken bir nefes daha.. Bilmem kaç kilometre karşımda bir dönem himaye görmüş müteahhitlerden birinin süper lüks konutlarını seyrediyorum. Bir zamanlar sektörde olduğumuz için herifçioğlunun cemaziyel evvelini biliyorum. Hatta çok yıllar önceki halini hatırlıyorum. Elinden tutup ne de çabuk ihya etmişlerdi. Hayat işte. Kimini çıkan asansöre bindirirler kimini de inen asansöre. Asansöre bindirenlerin de kim olduklarını biliyorum. Ancak konuşmanın bir anlamı yok. Çünkü faydası yok. Çok da sikimdeydi zahir ...
İkinci sigarayı yakıyorum. İlkinin sıcaklığı ve kokusu halâ elimde. Sigara yanmaya devam ederken aklıma sorular geliyor. Cevabını bilmezden geldiğim sorular. Bir nefes, bir nefes daha. Zihnimi meşgul eden soru zarfları. Ancak bir tanesi hep lanetli: "Neden ?" Bir sigara daha; bu sefer lüzumsuz insanlar girmeye başlıyor zihnime. Hepsinin elinde bir çekiç. Durmadan zihnime vuruyorlar. Amaçları ne ? Sessizce haykırıyorum: "Hepiniz çamursunuz"
Hepimiz çamuruz aslında. Toprağa girince cesetlerimiz solucanları, böcekleri doyuracak. Bir nefes daha. Soruyorlar, neden insanlara tahammülüm yokmuş, neden hakaret ediyormuşum diye. Hâl bu ki, Efendi efendi yaşamaya çalışmaktan başka gayem de yoktu benim. dessas da olmadım. Beni kışkırtan insanların ikiyüzlülüğü idi. ortalık şerefsiz dolu olunca sessizce isyan ettim. ve kendime göre adaleti sağlamaya çalıştım. Bunu yaparken bile hep kendime sordum: Bu yaptığın kibirlilik değil mi ? Kendini tanrı yerine koymak değil mi ? Sigaram bitiyordu.
Biraz mürekkep yalayan insancıkların efendilik taslamaya çalıştığı ama gırtlak gırtlağa geldiği bir kör döğüşü işte bu iğrençliğin kaynağı. Hep o çokbilmişlik, hep o kibir. Hep o gurur. Yetersiz, çapsız insanların son sığınağı o kahrolası gurur. Son bir nefes daha. Aklımda hep o ayet: "Hâl böyleyken nereye gidiyorsunuz ?" Sahi, gidişat nereye ?