merak eden olduysa güncelleme gireyim dün akşam evine akşam yemeğine davet etti. o akşam yemeğini hazırlarken zencefilli ve limonlu bir çay yaptım. balkona geçip güzel hava eşliğinde yanımda getirdiğim hayvan çiftliğini okumaya başladım. yanıma uğradı bir şey isteyip istemediğimi sordu illa şunu ikram edeyim bunu ikram edeyim çekti ama ben çay ve kitap yeterli diyip teşekkür ettim. kitap dikkatini çekti ve kendi kitaplığından benimkinden çok daha eski bir baskısını gösterdi. peşine ekledi 'bütün hayvanlar eşittir ama bazıları daha da eşittir' diyip güldü ve tekrar içeri girdi.
5 dk sonra geri geldi. elinde sıcak su ve köpük dolu bir leğen vardı. sandalyemin önüne kadar gelip önüme koydu. bu sıralar çok çalıştığını biliyorum iyi gelicektir dedi. bir süre keyfini çıkardıktan sonra balkondaki musluk ve hortum ile ayaklarımdaki köpükleri giderde temizledim ve kitabımı yemek hazır olana kadar okumaya devam ettim.
yemek hazır olduğunda masaya davet etti. kendi kültürüne göre bir mercimek çorbası (içinde squash denilen sebzeden falan vardı) pirinç pilavı ve fırında somun balığı yapmıştı. öğle yemeğinde de poke salmon bowl almıştım kendime normalde aynı çeşit yemeği ard arda ğünlerde yemeyi sevmem ama öğlen zaten çiğ balık yediğim için akşam aynı balığın fırınlanmış versiyonu hiç rahatsız etmedi.
yemekten sonra biraz evinin etrafında yürüyüş yaptık. ufak tefek saçma sapan konulardan bahsettik. önce onun içini boşaltmasını dinledim sonrasında da artık konuşacak bir şeyi kalmadığını anladıktan sonra biraz da ben genel hayatımdan bahsettim.
evinin önüne varınca bana bir bardak çay daha isteyip istemediğimi sordu. içimden dedim rasputin iyi ki o eziyet gibi karının tın tın yürüyüşüne katlanmışsın fazla yorulmamış. fırsat bu fırsat. artık komşuları izmirin dağlarında çiçekler açarı dinlemediyse bile temposunu ezberlemiştir.
5 dk sonra geri geldi. elinde sıcak su ve köpük dolu bir leğen vardı. sandalyemin önüne kadar gelip önüme koydu. bu sıralar çok çalıştığını biliyorum iyi gelicektir dedi. bir süre keyfini çıkardıktan sonra balkondaki musluk ve hortum ile ayaklarımdaki köpükleri giderde temizledim ve kitabımı yemek hazır olana kadar okumaya devam ettim.
yemek hazır olduğunda masaya davet etti. kendi kültürüne göre bir mercimek çorbası (içinde squash denilen sebzeden falan vardı) pirinç pilavı ve fırında somun balığı yapmıştı. öğle yemeğinde de poke salmon bowl almıştım kendime normalde aynı çeşit yemeği ard arda ğünlerde yemeyi sevmem ama öğlen zaten çiğ balık yediğim için akşam aynı balığın fırınlanmış versiyonu hiç rahatsız etmedi.
yemekten sonra biraz evinin etrafında yürüyüş yaptık. ufak tefek saçma sapan konulardan bahsettik. önce onun içini boşaltmasını dinledim sonrasında da artık konuşacak bir şeyi kalmadığını anladıktan sonra biraz da ben genel hayatımdan bahsettim.
evinin önüne varınca bana bir bardak çay daha isteyip istemediğimi sordu. içimden dedim rasputin iyi ki o eziyet gibi karının tın tın yürüyüşüne katlanmışsın fazla yorulmamış. fırsat bu fırsat. artık komşuları izmirin dağlarında çiçekler açarı dinlemediyse bile temposunu ezberlemiştir.