avrupada başarıyla uygulandığı varsayacağımız bu sistem bizim laikçilere göre ne kadar başarılı onu tartışmak gerek. çünkü papalık diye bir makam hala var, dini örgütlenmeler hala var, kiliseye ait özel okullar bile var. bunun dinden uzak insanların hayatı üzerindeki etkisi ne ? hiç. peki türkiyede halifelik diye bir makam olsa, camilerin kendi okulları olsa ne olur ? elbette bir kesim hepsini yok etmek isterdi. zaten bir kere o okulların hepsi devlet karşıtı insanlar yetiştirir halifelik makamı da cumhurbaşkanına rakip olurdu. ilk entryde bahsettiğim it dalaşı işte tam olarak bu oluyor. bu it dalaşının gerek demokrasinin gerek de islamın türk dna'sına uymamasından kaynaklandığı bariz olduğundan, avrupanın burada bizden önde olduğunu kabul etmek zaruriyet oluyor.
ama her ne kadar avrupa devlet yönetme hususunda laikliğin ekmeğini yese de sistemi dinden tamamen arındırmak muhafazakarlığın öldüğü başıboş bir toplum yaratılmasının önünü açtı sonuçta. bugün bunu biz dejenerasyon olarak toplumda görüyoruz. hiçbir semavi dine inanmayan biri olarak söylüyorum ağabey, dini öğretiler asla % 100 boş değildir. evet içinde milyonlarca saçmalık barındırır ama aynı zamanda insanoğlunun tecrübelerini aktarır bu kitaplar. bunların korunması konusunda ısrar ettiği bazı değerler, toplum için gerekli olan değerlerdir. bu zaten evrensel tek bir din olmamasının yegane sebebi.
bizim de orta asyadaki inancımıza ait değerleri koruduğumuz kendimize ait bir iç politika tasarısı olmadan rahat edeceğimiz yok. pek çok kişi bunu garipsiyor ve absürt olarak değerlendiriyor. absürt olan orta asyadan göç edip ortadoğudan din, avrupadan hukuk almak ve bu aşureden ulusuna fayda gelmesini ummaktır. ister inan ister inanma bizim toplumsal problemlerimizin % 90'ı bu yabancılık çektiğimiz şartlardan kaynaklanıyor. zaten anayasa olmasına rağmen uygulayamıyoruz, dinimiz var ama yaşamıyoruz ya. işte bundan.