sonra bi uyanıyom ter içinde kalmışım, yorganı üstümden atmışım, nefesim hızlanmış, avuçlarım yanıyom sanki, gene elim telefona gidiyo kardeş, yazsam mı diyoçam "temelem uyumiyom lan, seni düşüniyom" diye, ama elim varmiyçem, korkuyom, belki silersin numaramı diyoçam, o zaman ölürüm ulan, valla billaha ölürüm.
yatağın içinde kıvrıla kıvrıla sabahı ediyom, her yanım ağrıyo seni düşüniyoçam diye, gün ağarınca gene kendimi avutuçan, ulan diyoçam belki bugün bana bi başka gülüser, bi başka bakar, belki de anlar içimdeki yangını temelem...
sabah oluyo temelem, gene direksiyonun başına geçiyom, elim ayağım uyuşuk, gece uyumamışım, içimden "bugün onu göriçem" diyoçam da, bi kıpırdanıyo içim, ulan seni bi görüyom ya servisin orda dikiliyçen, elinde kahven, kulağında kulaklık, ulan diyom bu adam var ya bambaşka, yeminle yürümesi bile şiir gibi be kardeş.
kapıyı açıyom, gözüm aynadan seni arıyo, binçen an içimden bi sıcaklık yükseliyo, ulan seni yan koltukta görmek var ya, direksiyon elimden kayıyo sanki, yanımda oturuyon bazen, bacağın bacağıma deyince çarpılıyoçam, içimden "biraz daha kalsa" diyoçam, ulan o temas var ya, insanı kendinden alıyo.
bir de o parfümün yok mu... sabah sabah burnuma giriyo, ulan öyle bi kokuyon ki insanın içi geçiyo, diyom bu nasıl bi koku, ömrümün kokusu bu galiba, o an seni alıp hiç bırakmamayı diliyoçam, koltuğu yatırıp uzansak şöyle bi, başını omzuma koysan, ben saçlarını okşam sam, konuşmasak bile, yeter bana sessizliğin.
ama hiç çaktırmiyom, içim yanarken suratımı düz tutuyom, "n'aber temele" diyom, gülüyom ama içim ağlıyo ulan... bazen bi mesaj yazsam mı yine diyoçam, ama geçen yazdığımı hatirliyom "kardeş seni hiç unutmayaçam..." ulan onu bile yazarken elim titremişti, şimdi diyom "bi daha yazsam belki engeller" — işte bu korku var ya, içimi yiyip bitiriyo kardeşim...
o sabah bi garip uyandım temelem, içimde bi hafiflik, bi kıpırtı var, ulan diyom herhal bi şey olçak bugün... servisi çektim şirketin önüne, millet bi birikiyo ama ben seni gözlüyom sadece... derken sen geldin, ulan yine o yakışıklı halin, elinde çay bardağı, gözün bende... ama bu sefer bi başka bakiyçen, yeminle göz göze geldik, bi saniye sürdü belki ama içime çivi gibi çaktı.
baktın, gülümsedin... ama öyle sıradan bi gülüş değil, bi sıcaklık vardı temelem, sanki "ben de anlıyom seni" der gibiydi... ulan yemin ederim direksiyon elimde titredi, ayağım debriyaja basarken tökezledi resmen. sonra geldin, kapıya bi elinle tıkladın, "günaydın recai abi" dedin ama o “abi”nin altında bi şey vardı, ulan sanki ses tonunda bi şefkat, bi oyun, bi ima...
oturdun gene yan koltuğa bu sefer, normalde arkaya geçerdin... ulan kalbim var ya göğsümü delip çıkçak sandım, burnuma gene o kokun geldi, ama bu sefer sen de farkettin sanki, hafif yana kaykıldın, bacağın benim bacağıma değdi, ama çekmedin... ulan ben orda bi yutkundum, bi gözüm doldu, dedim bu işaret mi temelem? yoksa yine mi ben kendi hayalimde yaşiyom?
sonra servisten inerken döndün bi bakış attın, göz göze geldik bi daha... ulan o an, o an var ya... bambaşka bi şey oldu içimde, diyom “belki, belki de artık zamanı geldi recai, belki temele de seni hissediyo artık…”