Dede bu ya
laikçiler detaylı düşünmez, geçici çözüm arar. din ve devlet işlerini ayırmak adı altında kültür ve geleneklerimizi, yani kimliğimizi silmek ve yok etmek isterler. samimi bir hareket değildir, genellikle kadınları ve dini özgürlükler çerçevesini kullanarak türk kültürüne saldırırlar. modernite adı altında kendine yabancı bir toplum modeli hedeflerler. uzaktan bakınca iyi görünürler ama özleri temiz olmadığı için türk halkı bunlara güvenmez, fırsat vermez. hatalarından ders çıkarma kültürleri yoktur, yanlışımızın da arkasındayız kafasındadırlar.
bu kurumun birinci öncelikte yapması gereken şeyh, derviş, tarikat gibi örgütlere fırsat vermemek gelin dini din olarak öğrenin, din olarak yaşayın demeli. ne yazık ki bizim diyanetimiz bundan çok uzak.
ancak diyanet işleri bakanlığı gibi bir yer olmalı her ne kadar rezalet bir kurum da olsa günün birinde düzelmesi ümidiyle. zaten fuzuli olsa atatürk kurdurmazdı.
ayrıca tartışma yeteneğinden ötürü tebrik ederim fikirlerini güzel beyan ediyorsun.
konuya dönecek olursak bir ateist olarak söylüyorum bunları sana; toplum sözleşmesinin temelinde inanan insanların da ihtiyaç ve isteklerini gözetmek yatar bu demek değil ki türkiye bunu güzel yapıyor haklısın türkiye bu konuda kendi açısından pozitif ayrımcılık yapıyor. ama avrupa bunu yapması gerektiği gibi yapıyor. papalık tabii ki olacak veya kilisler tabii ki olacak çünkü artık kültür haline gelmiş meseleler bunlar ve hala inanan insanlar var halifelikle eşdeğer tutulamaz. ve hatta senin tengrizm istemen kadar doğal. kendi halinde takılan bir oluşum nihayetinde hangi devletin dış işlerine müdahale ettiğini gördün şimdiye kadar.
velhasıl kelam önermesini sunduğun şeyi faaliyete geçirmek yumurta ararken kazdan olmaya benzer.
laikliğin beş para etmez bir terim olduğunu anladığınızda her şey için çok geç olacak atatürkün yaptığı en büyük hata bunu türklerin başına bela etmesidir.
avrupada başarıyla uygulandığı varsayacağımız bu sistem bizim laikçilere göre ne kadar başarılı onu tartışmak gerek. çünkü papalık diye bir makam hala var, dini örgütlenmeler hala var, kiliseye ait özel okullar bile var. bunun dinden uzak insanların hayatı üzerindeki etkisi ne ? hiç. peki türkiyede halifelik diye bir makam olsa, camilerin kendi okulları olsa ne olur ? elbette bir kesim hepsini yok etmek isterdi. zaten bir kere o okulların hepsi devlet karşıtı insanlar yetiştirir halifelik makamı da cumhurbaşkanına rakip olurdu. ilk entryde bahsettiğim it dalaşı işte tam olarak bu oluyor. bu it dalaşının gerek demokrasinin gerek de islamın türk dna'sına uymamasından kaynaklandığı bariz olduğundan, avrupanın burada bizden önde olduğunu kabul etmek zaruriyet oluyor.
ama her ne kadar avrupa devlet yönetme hususunda laikliğin ekmeğini yese de sistemi dinden tamamen arındırmak muhafazakarlığın öldüğü başıboş bir toplum yaratılmasının önünü açtı sonuçta. bugün bunu biz dejenerasyon olarak toplumda görüyoruz. hiçbir semavi dine inanmayan biri olarak söylüyorum ağabey, dini öğretiler asla % 100 boş değildir. evet içinde milyonlarca saçmalık barındırır ama aynı zamanda insanoğlunun tecrübelerini aktarır bu kitaplar. bunların korunması konusunda ısrar ettiği bazı değerler, toplum için gerekli olan değerlerdir. bu zaten evrensel tek bir din olmamasının yegane sebebi.
bizim de orta asyadaki inancımıza ait değerleri koruduğumuz kendimize ait bir iç politika tasarısı olmadan rahat edeceğimiz yok. pek çok kişi bunu garipsiyor ve absürt olarak değerlendiriyor. absürt olan orta asyadan göç edip ortadoğudan din, avrupadan hukuk almak ve bu aşureden ulusuna fayda gelmesini ummaktır. ister inan ister inanma bizim toplumsal problemlerimizin % 90'ı bu yabancılık çektiğimiz şartlardan kaynaklanıyor. zaten anayasa olmasına rağmen uygulayamıyoruz, dinimiz var ama yaşamıyoruz ya. işte bundan.
ayrıca skolastik dönem sonrası avrupa bunu uygulamasaydı şu an avrupa değildi. ve hala başarıyla uygulamaya devam ediyor.